Son dakika! DEVA Partisi lideri Babacan: İlkeler üzerinde uzlaşma olmadan ittifak olmaz

Son dakika! DEVA Partisi lideri Babacan: İlkeler üzerinde uzlaşma olmadan ittifak olmaz

Mart 11, 2021 0 Yazar: farukkscu

DEVA Partisi lideri Babacan: İlkeler üzerinde uzlaşma olmadan ittifak olmaz

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin birinci kuruluş yıl dönümünde Ankara’da yazılı basının Ankara temsilcileriyle bir araya geldi. Teşkilatlanma sürecini, partisinin bilinirliğini artırma çalışmalarını, hükümetin reform paketlerini, S-400 meselesini ve Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin eksiye düşmesi tartışmalarını değerlendiren Babacan, “Ekonomiyi düzeltmenin yolu hukuk devletini güçlendirmekten geçer” dedi.

81 ilin tamamında il başkanlarını görevlendirdiklerini, 43 il ve 300’den fazla ilçede de kongrelerini tamamladıklarını belirten Babacan; İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya gibi büyükşehirlerde il ve ilçe kongrelerine başlamadıkları için henüz üye kaydı yapmamalarına rağmen üye sayılarının şimdiden 25 bini aştığını söyledi. Ülkenin mevcut sorunlarının büyüyeceğini vurgulayan Babacan sorun alanlarını şöyle sıraladı:

“Gazetecilerin ve siyasetçilerin şiddete maruz kalması utanç kaynağı. Birinci yılı doldurduğumuzda ‘iyi ki partimizi kurmuşuz’ diyoruz. DEVA Partisi’ni kurmaya karar verdiğimiz 2019’un şubat ayından bu yana ülkemizin hiçbir sorunu düzelmedi. Vatandaşlar en büyük sorun alanı olarak işsizlik, hayat pahalılığı ve yoksulluğu söylüyor. Özgürlükler ve temel haklarla ilgili sorunlar büyüyor. İki yıl önce siyasal şiddet diye bir şeyi konuşmuyorduk. Gazetecilerimizin, düşünürlerimizin, siyasi partilerin üst düzey yöneticilerinin sırf yazdıkları ve söyledikleri sebebiyle fiziki şiddetle karşı karşıya kalması bu ülke için utanç kaynağı. Ekonomik sorunların sebebini teşhis ederken özgürlüklerle ilgili sorunların öncelikle ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye’nin hukuk devleti niteliğiyle ilgili de çok ciddi sıkıntılar var. Anayasa rahatlıkla çiğnenebiliyor. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmuyor. Türkiye dış ilişkilerde çok yalnızlaşmanın bedelini çok ağır ödüyor. Ulusal çıkarlarımız çok zarar görüyor.”

Tespit ve değerlendirmelerinin ardından gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Babacan şunları söyledi:

HÜKÜMETİN REFORM PAKETLERİ: Kağıt üzerine gayet güzel şeyler yazabilirsiniz ama uygulamaya bakmak lazım. Yürütme erkinin baskısıyla alınan yargı kararlarının olduğu bir ülkede insan hakları uygulamasının normal seyretmesini beklemek çok zor. AİHM’de sözleşmeye taraf 40 ülkenin dosya sayısını topluyorsunuz, sadece Türkiye’nin dosyası o kadar. Anayasa Mahkemesi esastan incelediği dosyalarda yüzde 95 oranında hak ihlali tespiti yaptı. Sayın Erdoğan’ın açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nın aslında Avrupa Birliği destekli bir proje olduğunu da görüyoruz. AB’nin martta Türkiye’yle ilgili tutumunu belirleyeceği önemli bir zirvesi var. Pek yapmazlardı ama ABD’deki yeni yönetimle koordine ederek Türkiye’ye ilişkin tutumunu belirleyeceği söylendi. Keşke insan hakları ekonomi dibe vurduktan veya AB’yle ilişkiler sıkıştığında hatırlanmasaydı. İnsan haklarını Avrupa Birliği için değil, kendi vatandaşlarımız için düzeltmeliyiz.

HUKUK DEVLETİNDEN GEÇER: Hükümet, ekonomiyle ilgili sorunların çözümünün hukuktan başladığını anlamakta güçlük çekiyor. Bakanı ve Merkez Bankası’nın başkanını değiştirip, ekonomiyle ilgili üç beş karar alınca ekonominin düzeleceğini zannediyor. Olmaz, hiç boşuna uğraşmasınlar. Uzun vadeli yatırımdan bahsediyorsak, yatırımcıların hukuki güvenliğe verdikleri değer çok yüksek. Merkez Bankası’nın faizini yükselt, gecelik ve haftalık sıcak para gelsin, o parayla da kuru kontrol altında tutmaya çalışmakla çözülmez. O kadar uzun uzun reformlara, planlara falan gerek yok. 1 saatlik bir basın toplantısında ‘Anayasa Mahkemesi kararlarına saygılı olacağız, uymayan mahkemelere karşı HSK’yı göreve davet ediyoruz’ desinler; ‘Bizden yargıya pusula gitmez’ desinler; ‘Basın hürdür, şiddeti teşvik etmedikçe karışmayacağız’ desinler. Samimi bir açıklamayla sorunların en az yarısı çözülür.

S-400’LER VE F-35 PROJESİ: NATO; S-400 meselesine taraf değil, ruhuna aykırı. Bu konu NATO’da her ülkenin kendi egemenlik ve özgür karar alanı olarak değerlendiriliyor. S-400 meselesi ABD-Türkiye arasındaki ikili ilişkiler açısından bir sorun alanı. Türkiye Patriot sistemlerini resmen talep etti. Parasıyla ve haklı olarak teknoloji transferiyle birlikte bunu istedi. ABD’nin o dönemde buna soğuk bakması ve bu sistemleri Türkiye’ye satmaması büyük bir hata. İttifakın ruhuna yakışmayan, güveni zedeleyen bir durum. S-400 konusu, Türkiye’nin egemenlik alanında bir konudur. Hiçbir ülke Türkiye’ye şunu yap diyemez. Ama hükümet aldığı kararın sonuçlarını hesap etmeli. Burada bir hesapsızlık var. 2.5 milyar dolar para ödendikten sonra bu sistemlerin kullanılamaması, kapağını hafif araladığınızda ciddi yaptırımlarla karşılaşılması tam bir hesapsızlık. Madem böyle bir adım atıyorsunuz diplomasisini yürütün. NATO üyesi Yunanistan’ın S-300 sistemleri Girit’te konuşlandırılmışken, Türkiye’yle ilgili böyle bir problem çıkması doğru değil. Bu işin kökü ABD’nin Rusya’yla ilgili yaptırımları. İç yasal düzenlemelerinin sonucunda Türkiye bu sorunla karşı karşıya kaldı. Yunanistan S-300’ü konuşlandırırken böyle bir düzenleme yoktu. Konu son derece karmaşık. Derler ya, bir deli kuyuya taş atar kırk akıllı çıkaramaz. Kuyuya taş atıldı, kırk akıllı çıkarmaya uğraşıyor. Türkiye’nin F-35 projesinden çıkarılması büyük bir kayıp.

ARTAN BORÇ YÜKÜ: Türkiye, salgın döneminde G-20 ülkeleri içinde vatandaşa en az destek veren ülkelerden oldu. Destek; kredi ve kredinin yeniden yapılandırılmasıydı. Bunlar da üstüne faiz eklenerek yapıldı. Problemler aslında büyüyerek ertelendi. Vatandaşlarımızın iki sene önceki borcu, üzerine faiz eklenerek katlandı. Pandemi bitse dahi sistemde bir tortu kalacak. Bu tortuların en büyüğü de şirket borçları, hane halkı borcu ve bankaların sermaye ihtiyacı. Yeniden sermayelendirme ihtiyacının ortaya çıkması kaçınılmaz. Bankaların alacaklarına karşılık; finansman olduğunda yaşayabilecek durumda olan şirketlerin de yeniden sermayelendirilmesi… Bu da milli gelirin kabaca yüzde 10’uyla çözülür. Yeniden sermayelendirme şeffaf, adil ve ahlaki olmalı. Yani şirketler ya da bankalar ‘batırılamayacak kadar büyüğüz’ psikolojisine girerse, bunlara ölçüsüz ve çok sık devlet desteği verilirse bu sefer istismar olur. Buna ahlaki riziko deniliyor. Buna yol açmayacak metotlarla yapılmalı. Sermayelendirmeyi şeffaf ve adil yaparsanız, likidite operasyonunu Merkez Bankası’yla bir gecede çözersiniz.

IMF’YE İHTİYACIMIZ YOK: Türkiye’nin IMF’ye ihtiyacı yok. Kendi iş insanlarımızın ve bu milletin kaynaklarını, doğrudan sermayeyi, genç nüfusu ve dünyadaki kaynak bolluğunu birleştirdiğimizde iş yürür. Dünyadaki ekonomik zorlukların altından IMF kalkamaz. Bu büyük kaynaklar ancak ABD, Avrupa, Japonya Merkez Bankası gibi büyük merkez bankalarında var. Yüksek miktarda para basıp dünya piyasalarına zaten sürdüler. Dünyada çok büyük kaynak var, Avrupa’da eksi faizler var. IMF’nin üzerine düşen fazla bir iş yok. Kendine çekidüzen veren, aklı başında adımlar atan ülkelere kaynak zaten geliyor. IMF, işler tersine dönüp de büyük merkez bankaları piyasadan para çekmeye başladığında, faizler dolar ve avro bazında yüzde 3-4-5 arttığında önemli oluyor.

MERKEZ BANKASI REZERVLER: Kimse kusura bakmasın biz biriktirdik, bunlara kalsa ne hale gelecekti. Taraflı cumhurbaşkanı ve akraba bakan el ele verip Merkez Bankası’nın 130 milyar dolar rezervini çarçur etti. Sayın Erdoğan, Merkez Bankası’nın 95 milyar dolar brüt rezerv rakamını söylüyor fakat 139 milyar dolarlık borcundan bahsetmiyor. Bu şuna benziyor: Cüzdanındaki paradan bahsediyor ama kredi kartı borcundan bahsetmiyor. Merkez Bankasının, bankalara borcu var. Bir de swaplar yoluyla piyasadan aldığı 58 milyar dolarlık borç var.

Sadece rezerv değil, yedek akçe hesabı da vardı. Merkez Bankası’nın kârının her yıl belli bir yüzdesi yedek akçe hesabına konur, kötü günler için biriktirilir. 2019’un ocak ayına bir günde harcadılar. 2019 yılında biriken yedek akçeleri de 2020’nin ocak ayında alıp bir günde harcadılar. İçimiz cız ediyor.

SİYASİ HESABI VERİLMELİ: Hukuki açıdan inceleme devletin yetkili organlarının yapacağı bir iştir. Zamanı geldiğinde bunların hepsi hem idari hem de yargı denetimine tabi tutulur. Er-geç olur. Bu kadar büyük bir rakam ortada kalmaz. Ama toplumsal ve siyasi açıdan bakınca, Merkez Bankası’nın döviz rezervleri kuru kontrol etmek için bazen ölçülü bir şekilde kullanılabilir. Siz yanlış para politikasıyla iki yıl boyunca 130 milyar doları eritiyorsanız, bunun bir siyasi hesabının verilmesi lazım.

ERDOĞAN’DAN DAVET GELİRSE: Dün bir taksi durağında çay içerken bir teyze geldi. ‘Ali Babacan burada mıymış?’ dedi. ‘Bir gün Tayyip Erdoğan seni çağırabilir, sakın ha gitme!..’ dedi ve çıktı gitti. Durum bu. Sorunların temelinde sistem ve zihniyet yatıyor. Zayıf bir ihtimal ama vatandaşın parlamenter sisteme desteğini görüp ‘gelin sistemi konuşalım’ diyebilirler. Sistem mutlaka değişmeli ama ülkeyi yöneten zihniyet de değişmeli. Bunun yolu da ancak topyekûn iktidar değişikliğidir. Bu tamamen ilkeler ve değerlerlerle ilgili. Mevcut durum bu oldukça biz neyi konuşacağız? Sistemle birlikte bir değerler sorunu var. Gelin parlamenter sistemi bile konuşalım denilebilir. Bu ihtimali sıfır görmüyorum. Sistem değil, zihniyet değişikliği olmalı. Bu da topyekûn iktidar değişikliği ile olur.

NEDEN ALTERNATİF OLUNAMIYOR?: DEVA Partisi marka olarak tam anlamıyla tanınmış, duyulmuş değil. Hangi partiye oyunuzu vereceksiniz diye açık uçlu soru soruluyor vatandaşa… Önüne şu parti diye seçenekler konulmuyor. Vatandaşın aklına parti isminin gelmesi lazım. Partinin isminin daha çok duyulması sağlanmalı. Bizi tanıdıkça, sevdikçe destek kesin geliyor. Tamamen zaman meselesi. Zemin buna çok müsait. Vatandaşlar kulağımıza eğilip fısıldıyorlar. Durum çok değişecek.

ABDULLAH GÜL İLE GÖRÜŞME: Görüşüyoruz ara ara ama çok sık değil. Partimizin kurulması sürecinde tecrübesi, birikimi, görüşleriyle kanaatlerini aktardı bize. Partimiz kurulduktan sonra yetkili organlarımız var, formel yapıda ilerliyor işler. Partimiz kurulduktan sonra iki kere görüştük. Aile sohbeti yaptık. Bizim sayın Gül’le diyalogumuz iyi. Ailece görüşüyoruz. Ailece ev sohbeti yapıyoruz. Baştan öyle bir çerçeveye oturttuk. Bizde her şey kayıt içi. Tutarlı bir duruşumuz var.
Şunu başta da söyledim: Bizim şu anda konuşmadığımız iki konu var; birincisi ittifaklar. İkincisi cumhurbaşkanı adaylığı meselesi. Şu anda bunun için çok erken. Vakti gelince konuşuruz…