Şiddet nasıl vahşileşti?

Şiddet nasıl vahşileşti?

Mart 16, 2021 0 Yazar: farukkscu

Geçtiğimiz günlerde Antalya’da ailesi ve polis tarafından 4,5 aydır kayıp olarak aranan 20 yaşındaki Mervenur Polat, bir binanın ortak kullanım alanında, folyoya sarılı halde ölü bulunmuştu. Olayla ilgili 5 şüphelilerden C.A’nın koliye koyduğu cansız bedeni, kurye arkadaşının yardımıyla babasına ait evin çatı katına taşıttığı medyada geniş yer bulmuştu. İşte bu tür vahşetin neden bu denli vahşileştiğini, Psikiyatr Ayhan Akcan, Psikiyatr Dr. Gıyasettin Ekici ve Hukukçu Av. Abdullah Adır Habertürk’ten Emrah Doğru’ya anlattı.

SON DÖNEMLERDE ŞİDDET ARTTI, ŞİDDETİN DE ŞİDDETİ ARTTI

Psikiyatr Dr. Gıyasettin Ekici konuyla ilgili “Toplumun görece daha savunmasız kesimleri olan kadın ve çocuklara yönelik şiddette de artış gözlemliyoruz. Kadın cinayetleri maalesef aldı başını gidiyor. Süreci kontrol altına almanın yolu öncelikle şiddeti arttıran ve körükleyen etmenleri belirlemek ve ikincil olarak da bunları azaltarak şiddetin önünü kesmekten geçer. Adalete güven arttıkça şiddete eğilim azalır. Haksızlığa uğrayan, hakkının alınacağını bilir şiddete başvurmaz. Haksızlığa meyleden de kayırılmayacağını, ceza alacağını bilir ve vazgeçer. Böylece şiddet çemberi iki ayrı yerden kırılır. Sosyal dayanışma, adil paylaşım; adil gelir dağılımı, adil yargılama toplumu bir arada tutan ve düzeni sağlayan görünmez bağlar oluşturur” dedi.

ADALETE GÜVEN, YARGIYA GÜVEN AZALDIKÇA SUÇ VE ŞİDDET EĞİLİMİ DE ARTAR

Suçları önlemede en etkili yöntemin caydırıcılık olduğunu belirten Ekici şöyle konuştu: “Sık sık af çıkarılması, adi suçluların cezalarını tam olarak çekmeden salıverilmeleri, adalet sisteminin kişinin kimliğine, etnik aidiyetine, politik görüşüne, iktidara ya da muhalefete yakın olmasına göre değiştiği bir toplumda suçu önleyemezsiniz, şiddeti durduramazsınız. Durduramazsınız çünkü daha ayrıcalıklı olduğunu düşünen kesim üzerinde caydırıcılık etkili olmazken haksızlığa uğradığını düşünen kesimler de öfke ve hınçla kendi hukukunu uygulamaya kalkar. Anomi ve şiddet artar. Özellikle bir noktayı önemle belirtmek isterim ki çok önemli; bir öfke kontrol kaybı sırasında işlenmiş suç ve ortaya çıkmış şiddetle, tasarlayarak, taammüden suç işlemeyi hedef edinmiş mafya yapılanmalarının ve organize suç örgütlerinin şiddeti arasında ciddi nitelik farkı vardır.”

SOSYAL DEVLET BİLİNCİ ÇOK ÖNEMLİ

Psikiyatr Dr. Gıyasettin Ekici şöyle devam etti:

“Bizde sadece şimdi değil eskiden beri bir taşra politikacısının yakını bile ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun’ diye efelenebiliyorken, çokça eleştirdiğimiz ABD’de en güçlü politikacılar bile yargıdan, adaletten korkar çünkü mahkemeler görece bağımsızdır ve insanlar mevkii ve gücü ne olursa olsun suç işlerse ceza alacağını bilir. Bu nedenle yargının bağımsız ve tarafsız olması bir toplumdaki adaletin, adalet de düzenin en temel garantörüdür. Diğer yandan insanların fikirlerini açıkça beyan edemedikleri, düşünce ve ifade özgürlüğünün çok sınırlandığı durumlarda toplumsal yapıdaki iç basınç artar ve orada öfke ve şiddet patlamaları görülür. Aç olduğu için, geçinemedikleri için çocuklarını komşuya bırakarak intihar eden Batmanlı genç çiftin geldiği durumu düşünelim. O noktaya geldikten sonra kişi çevreye de kendisine de zarar verebiliyor. Sosyal bir devlette bu önlenebilirdi. Sosyal devlet bunun için çok önemlidir. Sosyal devlet, bireyin düştüğü çıkmazlarda kendi gücü ve çabasıyla oradan çıkamıyorsa toplumun ve toplumun örgütlü meşru gücü olan devletin elini uzatarak o bireyi kurtarması ihtiyacından doğar çünkü. Bir işsizlik maaşları olsaydı yalnız kalan çocuklarının anne babası hala yaşıyor olacaktı.

İSYAN VE ÖFKE DUYGUSU HAKSIZLIKTAN SORUMLU TUTTUKLARINA YÖNELMEK İSTER

Toplumu oluşturan bireyler arasındaki gelir uçurumu şiddeti arttırır. Tantana-debdebe içinde yaşayan ayrıcalıklıların hayatına şahit olmak yoksullar ve yoksunlar üzerinde ‘öteki olma’ duygusunu körükler, ayırıcı, ayrıştırıcı, bölücü etki yapar. Sosyal yardımlaşma, dayanışma, paylaşma ise sosyal bağları güçlendirir. İsyan ve öfke duygusu haksızlıktan sorumlu tuttuklarına yönelmek ister, bunu başaramazsa kendi yakınlarına hatta bizzat kendisine yönelir. Suç, cinayet, cinnet, intihar döngüsü ortaya çıkar.”

ŞİDDETİ AZALTMAK İÇİN ÖNERİLER

Ekici şiddeti azaltmak için şu önerilerde bulundu:

1. Sözde değil, özde adaletli bir yargılama sistemi.

2. Kabul edilebilir, makul bir gelir dağılımı adaleti oluşturmalı.

3. Halkın ortak malı olan devlet imkânları tüm vatandaşlara eşit dağıtılmalı ve sosyal devlet mekanizmaları oluşturulmalıdır.

4. Merkezi ve yerel yönetim ölçeklerinde; dayanışma, yardımlaşma düzenekleri kurulmalı.

5. Adi suçlulara yönelik af çıkarılmamalı, toplum içine dönen suçluların yeni suçlar işlemesiyle ortaya çıkacak toplumsal maliyet göz önünde bulundurularak kararlar oluşturulmalıdır.

6. Bir yandan toplum içinde suç işlemeye ve şiddete sevk eden dinamikleri, bilimsel araştırmalarla tespit edip azaltmak gerekir. Diğer yandan, işlenmiş suçlarda ve şiddette; kimliğine, zenginliğine, kimin oğlu kimin yeğeni bakmaksızın gereken ceza mutlaka uygulanmalıdır. Ayrıca adi suçlular, yapılanın tam aksine olarak, aftan muaf tutulmalıdır.

ÖFKENİN İNSAN ÜZERİNE YÖNELMESİ CİNAYETTİR

Psikiyatr Ayhan Akcan, çaresizlik, boşluk hissi, derin anlamsızlık, çökkünlük hissi, ardından intihar veya cinayetle sonuçlanan öfke patlamalarının olduğunu belirtip ekledi: “Maalesef salgın insanlarda önce tahammül gücünü zayıflattı. Çabuk sinirlenme, öfkelenme ve zarar vermeye kadar ilerledi. Huzursuzluk, ekonomik sorunlar ve dar evde sıkışıp kalma ile depresyon arttı.

Depresyon ile beraber kontrol edilemez öfke ve sosyal çaresizlik gelişti. Boşanmalar ve ciddi geçimsizlik arttı. Tedavi görmeyen, yardım almayan, aile desteği olmayan depresif hastalarda öfke kalıcı hale geldi. Ve depresif ruh hali çare olarak yok etmeyi düşünmeye başladı. Ölme ve öldürme düşünceleri gelişti.

Sonuç olarak aile içi sosyal sorunlardan cinnet geçirme eğilimi arttı. Salgın cinayetleri artırdı. Katliam tarzında hunharca canavarca cinayetleri artırdı. Toplumda bireysel silahların yaygınlığı veya her an temin edilebilirliği de cinayetleri artırdı. Bu ruh hali bozulmuş gruplara ruhsal destek şart. Riskli ailelere psikolojik yardım şart. Kavga, karakola şikâyet, madde kullanımı ruhsal hastalık varsa o aileye ruhsal destek verilmeli. En azından intihar ve cinayet sinyalleri varsa destek şart. Toplum ruh sağlığı merkezlerinde filyasyon ekibine psikolog veya ruh sağlığı destek ekibi de verilmeli. Yoksa salgın uzadıkça cinayetler artarak devam edecek.”

CEZAİ YÖNDEN YAPTIRIMLAR UYGULANMALI

Hukukçu Avukat Abdullah Adır ise son yıllarda artan şiddet olaylarında nasıl toplum olarak reaksiyon gösteriyorsak hukuken de yöneticilerin artan bu eylemlere karşı önlem alması gerektiğnin altını çizdi: “Cezaların caydırıcı nitelik taşıması suçun önlenmesi açısından çok büyük önem arz etmektedir. Geçmiş yıllarda yaşanılan gasp olaylarının önünün kanuni bir düzenleme ile cezasının arttırılarak nasıl kesildiğini hatırlayalım. Toplumu derinden sarsan, çocuğun gözleri önünde darp edilen annenin olayını hukuki olarak değerlendirecek olursak; ‘Türk Ceza Kanunun 86. Maddesinde ‘Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır’ şeklinde düzenlenmiştir. Bu durum beden ve ruh sağlığı açısından kendisini savunamayacak durumda bulunana karşı işlenmesi halinde ise yarı oranında arttırılmaktadır. Evet, o görüntülerde eski eşine karşı şiddet uygulayan kişiye karşı kanunun öngördüğü ceza 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ve yarı oranında artırımdır.”

ŞİDDETİ YAPILACAK DÜZENLEMELER ÖNLEYEBİLİR

Yapılacak düzenlemeler sayesinde şiddetin önüne geçilebileceğinin belirten Adır şöyle devam etti: “Genel itibariyle kanunun verdiği yetkiye dayanılarak cezalar alt sınırdan başladığı için de muhtemelen hiç hapis yatmayacak bir ceza ile mükâfatlandırılmaktadırlar. Bu olay biraz medyatik olduğu için birkaç gün sonra ’25-30 yıla kadar hapis cezası istendi ‘ gibi haberlerle karşılaşma ihtimalimiz yüksektir. Normal işleyişte ise durum maalesef yukarıda belirttiğimiz kanun maddesi çerçevesinde işlem görmektedir. Türk Ceza Kanunun 86. ve 87. maddesinin ciddi bir şekilde düzenlemeye ihtiyaç duyduğu ve bu durumun toplumun gidişatı açısından da ciddi bir önem taşıdığı yaşadığımız son olaylar bizlere acı bir şekilde göstermektedir. Şu noktada ise özellikle belirtmek isterim ki, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı müdahil olduğu davaların devamını ve takibini yapmakta zorlanmaktadır. Her şiddet olayından sonra müdahil olup açıklama yapan bakanlığımız, medya etkisi geçtikten sonra dosyalara mazeret nameler (davaya katılamama) göndermektedir. Artık şekilde değil özde düzenlemeler ile şiddetin önünün kesilmesi gerekmektedir. Her olaydan sonra açıklama yapan bakanlıklar değil de, elini taşın altına koyarak işini yapan bakanlıkların olmasını temenni ediyoruz.”